Aydın ÇETİNER / Suriye’deki gelişmelere bir bakış…

Şub 29, 2016 Yazan

 Aydın ÇETİNER – Jeopolitikçi ve Stratejist

“Komşularla sıfır sorun” ve “soft power (yumuşak güç)” politikaları ışığı altında Suriye’deki gelişmelere bir bakış…

Arap Baharı ile yaşanan gelişmeler Arap dünyası için hızla bahardan sonra sonbahara dönüşürken, Suriye de bir iç savaşa sürüklenmiştir. Türk dış politikası açısından asıl kritik gelişmeler bu dönemde yaşanmıştır.

Türk dış politikası son 10 yılda iki temel yaklaşım üzerinden şekillenmiştir: “Komşularımız ile sıfır sorun politikası” ve “soft power (yumuşak güç) politikası” Her iki temel yaklaşımın neticeleri bakımından ele alındığında hemen hiç etkili olmadığını görmekteyiz. Bu politikalar adına ülkemizin gösterdiği gayretler sonuçsuz kalmış, hatta komşularımız ile ilişkilerimiz daha sorunlu ele alınır olmuştur. “Soft power” yani “yumuşak güç” yaklaşımı orijinal kavram olarak Amerikalılara aittir. İlk olarak ABD’li Joseph Nye tarafından 1990 yılında ileriye sürülen bu görüş 2004 yılında uluslararası ilişkiler alanının hemen tamamına hâkim olan “hard power-sert güç” yaklaşımının alternatifi olarak anlatılmıştır. Buna göre ABD’nin direkt ya da dolaylı olarak silahlarının gücü üzerinden yürüttüğü dış politika yerine Amerikan demokrasisinin cazibesi, özgürlükler ülkesi olarak kabul görmesi, sunduğu ekonomik imkânlar, “American Dream” (Amerikan rüyası) ve hatta Hollywood filmleri ile dünyaya yayılan cazibe algısı üzerinden dünyanın zorluklar içerisinde yaşayan diğer ülkelerine cazip gelebilecek özelliklerinin ortaya konulması ve güvenlik öncelikli politik yaklaşımdan ticaret ve işbirliğini önceleyen cazibe yaklaşımına geçilerek ABD’nin politik hedeflerine ulaşabileceğini öngörmektedir. Ülkemiz ise benzer bir yaklaşım ile Türkiye’nin de silahlı askeri güce ve buna dayalı güvenlik politikalarının önceleyen yaklaşım yerine, ülkemizin bölgesindeki diğer ülkelere nazaran daha gelişmiş demokrasiye sahip olması, yüzü Batı’ya dönük gelişen ticaret şartlarına sahip bulunması, çevre ülkelerinin çoğunun Batı ülkeleriyle sorunlarına karşılık daha iyi bir konumda bulunması gibi faktörler hesap edilerek, yumuşak bir güç yaklaşımı geliştirilmek istenmiştir.

 

Her iki dış politika yaklaşımı bakımından önemli bir gösterge ise Türkiye’nin Suriye siyasetidir. Suriye siyasetimiz adeta turnusol kağıdı gibidir. Suriye bir iç savaşa sürüklenmeden hemen önce ilişkilerimizde kısa bir bahar havası hâkim olmuştur. Baba Esad dönemi boyunca hasmane ve gergin devam eden ilişkilerimiz oğlu Esad döneminde kısa sürede gelişmiş, “bardağın dolu tarafına bakan” görüşler hâkim olmuş, oğul Esad misafir edilmiş ve iki ülkenin tek bir ülke olabileceğine varan görüşler ileriye sürülmüştür. Arap Baharı ile yaşanan gelişmeler Arap dünyası için hızla bahardan sonra sonbahara dönüşürken, Suriye de bir iç savaşa sürüklenmiştir. Türk dış politikası açısından asıl kritik geliş- meler bu dönemde yaşanmıştır. Öncelikle Libya’da yaşanan gelişmelere müdahil olunmuş, ancak gelişmelerin lehimize çevrilmesi sağlanamamıştır.

Batı’nın Arap Baharı’na keskin mü- dahalesi Türk politikalarını etkisizleştirmiş hatta marjinalleştirmiştir. Burada yaşanan en kritik gelişme ABD’nin Libya Büyükelçisi Chris Stewenson’un El-Kaide militanlarınca öldürülmesidir. Diğer yandan Mısır’da seçimleri Selefilerin desteği ile kazanan İhvancı Mursi iktidarı hararetle desteklenmiştir. Libya’da Türkiye’nin desteğini alan gruplar Libya’nın tamamını yönetenlere dönüşememiş, Mısır’da ise Batı’nın ilkesizce desteklediği bir askeri darbe sonucunda Mursi iktidarı devrilmiş, Sisi getirilmiştir. Bütün bunlar olurken hem Libya hem de Mısır’da politikalarını değiştirmeyen/değiştiremeyen Türkiye kademe kademe İhvancı grupları desteklemek hatta Sünni Ortodoks bir siyaset takip etmekle suçlanmaya başlamış- tır. Mısır’da çoğu zaman Türkiye ile benzer politikaları takip eden Suudi Arabistan kendisine yakın duran Selefilerin Mursi iktidarını desteklemekten vazgeçmeleri ile politika değiştirmiş; ancak Türkiye ısrarını sürdürmüştür. Benzer manzara Yemen iç savaşında takip edilen politikalarda da gözlenmiştir. Suriye bir iç savaşa sürüklenince Türkiye tarafından Suriye meselesi “bizim içi meselemiz” yaklaşımı ile ele alınmıştır. İlk aylarda yapılan açıklamalarda Esad rejiminin gücü hafife alınmış, kısa zamanda devrileceği ifade edilmişti. Suriye meselesinin Türkiye için olduğu kadar bölge ve hatta dünya siyasal sistemi için önemli bir çatışma konusu olduğu gerçeği kaçırılmıştır. Türkiye, Suriye konusunda başından beri rigid (esnek olmayan, katı) bir politika takip etmiştir. Rejim muhaliflerinin kısa sürede Esad’ı devireceği, yerine Türkiye’ye yakın siyasal tercihleri olan yeni bir hükümet kurulacağı formülü üzerinden ele alınarak Esad rejiminin ve destekçilerinin gücünü hafife alan bir yaklaşım benimsenmiştir.

ABD ve Batı ülkeleri ilk önce Türkiye’yi teşvik edici politikalar takip ederken, daha sonra El-Kaide, IŞİD, Cephetül Nusra gibi radikal cihatçı gruplara destek olmakla suçlamaya başlamış ve dışlamışlardır. Kısaca bu yaklaşımları ile başta ABD olmak üzere Batılı ülkelerin dolaylı yaklaşı- mı, Türkiye’yi gelecekteki Suriye’nin alacağı şekli belirleyen ülke olmaktan uzaklaştırmak olmuştur. Esad rejiminin kendi kontrollerinden uzak muhaliflerce, yine kontrolsüz bir şekilde devrilmesinin Batı çıkarlarına aykırı sonuçlar doğurabileceğini analiz ederek, Esad rejimi ile bir süre daha dolaylı işbirliği yapı- labileceğini öngörmüşler. Makul bir süre sonunda ise Esad’ın gönderilerek yerine rejimin Baasçı karakterinin muhafaza edildiğini, Batı ile uzlaşabileceklerine inanılan rejim muhaliflerinin ılımlı unsurları ile bir araya getirildiği “geleceğin zayıf Suriye’si” hazırlıklarına girişmişlerdir.

Bugün Suriye’de yaşanan hemen her gelişme temel olarak ABD’nin uygun gördüğü politik sonuçlara hizmet etmektedir İster rejim ister muhaliflerin herhangi bir kanadı olsun hemen hepsi direkt ya da dolaylı olarak ABD’nin bölgeyi siyasal dizaynının yolunu açmaktadırlar. Ortak amaçları doğrultusunda ABD ve Rusya, Suriye odaklı bir işbirliği geliştirmişlerdir. Bu yolla Esad’ı geçici olarak iş başında tutan ABD, Rusya’nın bazı menfaatlerine göz yummaktadır. Tartus limanındaki deniz üssü, Humeymim’deki hava üssü gibi faktörler Rusya’yı bölgede etkili ve güçlü yaparken Esad rejimini de Rusya’ya tam bağımlı kılmıştır. Oysa Rusya Esad’ın Suriye’nin geleceğinde olmayabileceğini açıklayarak asıl meselenin Esad meselesi değil, Suriye’nin geleceğini ABD ile birlikte belirlerken, Suriye meselesinde pay sahibi olmak şeklinde özetlemiştir.

IŞİD ile başlayan gelişmeler Irak’tan başlayan Suriye’yi stratejik destek noktası alan, oradan Lübnan’a uzanan Şii hilali ile ilgilenen İran’a bir müdahale alanı açmıştır. Irak ve Suriye’deki IŞİD varlığı ve etkinliği ile mücadele görüntüsü altında “Fars jeopolitiği”ni ve “Fars stratejik çıkarları”nı kovalayan İran politikalarını “mazlumların yanında olmak, şeytanlaşmış IŞİD ile savaşmak” olarak dünyaya pazarlayan İranlı yetkililer bilmektedir ki, İran’ın Suriye’de ve bölgede elde edebilece- ği azami pay, ABD’nin verebileceği kadardır. ABD ise savaşın eşiğine geldiği İran ile çıkarları gerektirdiği anda barışma yoluna giderek kolayca anlaşmıştır.

Suriye’nin kuzeyinde yer alan Kürtler ise mevcut durumdan en iyi şekilde yararlanmak hevesi ile öncelikle ABD ve Batı’nın desteğini alarak Esad rejimi ile dolaylı ilişkilerini sürdürerek, kantonlar ilan ederek, gelecekte oluşabilecek bir gevşek federasyon yapısı içinde en yüksek payı alma planlarını uygulamaktadırlar. Askeri çözüm: Suriye meselesinde askeri çö- zümler aynı zamanda politik çözüme işaret etmektedir. Bölgede tayin edici role sahip ülke konumundaki ABD başından beri iki önemli adımı bir strateji çerçevesinde yürütmektedir. Birincisi koalisyon stratejisidir ki bu yaklaşım ABD’yi dünyaya müdahalelerinde yalnız kalmaktan korumaktadır. Buna bağlı olarak karada asker yürütmeyen ABD ikinci önemli adım olarak farklı askeri unsurlarını bütün ağırlıkları ile bölgede tutarak muhtemel siyasi sonucu belirlemek istemektedir. ABD IŞİD’i bir “çekirdek koalisyon” gücü ile Suriye’de havadan vurmuştur.

Baştan beri bu koalisyona katılmakta gönülsüz davranan ve ABD’nin eleştirilerine maruz kalan Türkiye içeriden “Tarsus’ta durdurulan MİT tırları” ve dolaylı operasyonlar ile politika değiştirmeye zorlanmış, sonunda çekirdek koalisyona katılmıştır. En önemlisi, Türkiye çok da tartışılmadan İncirlik Üssü’nü ABD kullanımına açmış hatta Batman ve Diyarbakır üslerini de ABD ve Batılı müttefiklerin kullanımına açmıştır. Kırım’ın ilhakı, Ukrayna’nın doğusu gibi problemler yüzünden ABD ve Batılı ülkeler, Rusya ile NATO şemsiyesi altında bir askeri gerginlik yaşamaktadırlar. Başından beri Esad rejiminin en büyük destekçisi olan Rusya, Doğu Akdeniz’deki stratejik çıkarlarını Suriye Tartus’taki deniz üssünden yürütmekteyken, Humeymim’de bir askeri havaalanı inşa ederek bölgede operasyonlara girişmişlerdir. Rusya Hazar Denizi’ndeki gemilerden attığı Cruise füzeleri ve Doğu Akdeniz’deki Slava sınıfı savaş gemilerinden fırlatılan füzeler ile bir yandan bölgede askeri güç ve prestij kazanırken, diğer yandan da ABD ve Batı ülkeler ile dünyanın geri kalanına ne kadar güçlü olduğu mesajını vermiştir.

ABD ile Suriye konusunda anlaşmış olmanın rahatlığıyla aylar boyunca sıkıntılı sınırımız boyunca hava sahası ihlalleri yapmıştır. Türkiye ise daha önce bölgede keşif amaçlı silahsız uçuş yapan bir RF4E Phantom uçağının Suriye silahlı kuvvetlerince yerden havaya ateşlenen Rus yapımı bir Pantsir füzesi ile düşürülmüş olmasından dolayı “angajman kuralları”nı deklare etmiş, hava sahamızı ihlal eden uçakların düşürü leceğini açıklamıştır. Önceki ihlallerde sınırımıza yaklaşan bir Suriye MI17 helikopterini düşüren Türk Hava Kuvvetleri, daha sonra Hatay üzerinde Suriye ordusuna ait bir Mig 23 Flogger savaş uçağını füze ile vurarak düşürmüştür. Askeri pozisyonunu güçlendiren Rusya dolaylı olarak savaş uçakları- nın sınır ihlalleri ile gözdağı vermek istemiş ancak Hatay bölgesinde sınırımızı 17 saniye süre ile ihlal eden bir (değişken geometrik kanatlı) SU24 Fencer Rus savaş uçağını Türk Hava Kuvvetleri’ni bağlı bir F16 Fighting Falcon uçağımız yakın savaşta kullanılan bir Sidewinder füzesi ile vurarak düşürmüştür.

Dost düşman hemen her çıkar grubunun ülkemizi masanın dışında tutma çabasında olduğu Suriye’de gelecek hem Türkiye hem de Suriye halkı açısından çok da iç açıcı görünmemektedir.

Rusya bu olayı Türkiye’yi Suriye meselesinden dışlamak için kullanmaya başlamıştır. Bu maksatla Türkiye’nin kırmızı çizgi ilan ettiği Fırat nehrinin batısında kalan bölgeleri ısrarla bombalamış- tır. Türkiye’nin terörist olarak gördüğü PKK uzantısı PYD’nin silahlı kolu YPG’yi silahlandırmış ve Fırat’ın batısına geçilmesi konusunda teşvik etmiştir. İlginç olan, Türkiye’nin müttefiki ABD tersine açıklamalar yapıyor olsa da PYD ve YPG’ye askeri destek veriyor olmasıdır. Diğer yandan İsrail IŞİD’i kendisi için tehdit olarak görmemekte ve ihtiyaç hissettiğinde Rusya korumasındaki Suriye semalarında askeri hava operasyonları düzenlemektedir. (Kantar’ın öldürülmesi operasyonu) Zira Suriye’de adım adım barış görüşmelerine gidilirken sonuçta İsrail’in istediği gibi geleceğin zayıf Suriye’si de şekillenmektedir.

Sonuç üzerine: ABD Suriye’de iç savaşın başından beri yürüttüğü taktik ve stratejik uygulamalarının sonlarına gelmiştir. Buna göre: Suriye radikal İslamcı cihatçı yerli-yabancı savaşçılara bırakılmamış, yerine Esad’ın ateşkes, barış görüşmeleri ve nihayetinden yapılacak seçimler ile yumuşak bir geçişle devlet başkanlığından uzaklaştırılması planlanmıştır. Rejiminin Baasçı karakteristiğinin muhafaza edilmesi yanı sıra ılımlı muhaliflerin (Batı ile uzlaşabileceklerine inanılan) masada uzlaştırılarak Suriye’nin geleceği oluşturulmaktadır. Esad en az iki yıl daha rejimin başında kalmaya devam edebilecektir. Kendisinin ümidi, yapılacak göstermelik seçimlerde başarı kazanarak daha sonraki dönemde de var olabilmek olsa da, bu mümkün görünmemektedir. Dost düşman hemen her çıkar grubunun ülkemizi masanın dışında tutma çabasında olduğu Suriye’de gelecek hem Türkiye hem de Suriye halkı açısından çok da iç açıcı görünmemektedir. Uzun menzilli balistik füze saldı- rılarını önleyecek (antiballistic) füze sistemlerine sahip olmayan ülkemiz her ne kadar müttefikleri de olsa başka ülkelerin temin ettiği füzeler (Alman, Hollanda, ABD, İspanya’ya ait Patriot füze sistemleri) ile savunma yapmak zorunda kalmıştır. ABD’ye kullandırdığımız İncirlik üssü ve diğer üslerimizde konuşlu ABD ve müttefik uçakları hava savunmamızı desteklemektedirler. Doğu Akdeniz’deki Slava sınıfı Rus destroyerleri Moskva savaş gemisi gibi ağır tonajlı Rus savaş gemilerine karşı ABD Aegis destroyerlerini getirmiş, Almanya, Fransa ve İngiltere Doğu Akdeniz’de destek ve kontrol görevine girişmişlerdir. Suriye meselesi Türkiye açısından öngörülen sonuçlardan uzak geliş- mekte, yani sıra Doğu Akdeniz’de stratejik risklerimiz her geçen gün artmaktadır. Suriye meselesini istediği gibi çözümleyemeyen ülkemiz, şimdi de Doğu Akdeniz’de hak ve çıkar kayıpları ile karşı karşıya kalabilecektir.

Türkiye Suriye’de siyasal çözüm hızla yaklaşır/yaklaştırılırken, Suriye meselesinde kendi siyasal çıkarları açısından tam bir çözümsüzlük ile karşı karşıyadır.

Manşet, Yazarlar