Attilâ İlhan’a Yeniden Bakmak –  Prof. Dr. Yakup Çelik

Ara 26, 2016 Yazan

Ölümünün üzerinden 11 yıl geçti. Birçok şair ve yazar ölümünden birkaç yıl sonra unutuluverir. Şiirleri ve romanları okunmaz, tek tük kaleme aldığı düşünce yazıları da geçerliliğini kaybeder. Ancak Attilâ İlhan, öyle sanıyorum ki gün geçtikçe değerini artıracak bir şair, yazar, eleştirmen, düşünce adamıdır. Gençler şiirlerini, aydınlar ve halk romanlarını ve düşünce yazılarını okumaya, eskisinden çok daha fazla devam ediyor. Attilâ İlhan, İzmir’in Menemen ilçesinde Gürün’lü (Bedri Bey) bir baba ile Menemenli eşraftan aile kızının (Perihan Memnune Hanım) çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Kökeninde Anadolu olan bir baba ile nispeten Batılı diyebileceğimiz bir annenin çocuğu olarak. Ancak yetişmesinde yalnızca bunlar etkili değildir. Zekiye Nine’nin masalları ve Bahri amcasının türküleri, Batılı bir yaşama tarzının içerisine Anadolu serpintileri olarak yerleşir ve ömrü boyunca çıkmaz. Bir bakıma, daha sonra elde edeceği modern kültürün kökenine henüz çocukluktan itibaren geleneksel olan yerleşir. Küçük yaşlardan itibaren inanılmaz okuma faaliyetlerinde bulunur. Bir taraftan Necip Fazıl, Faruk Nafiz Çamlıbel, Mehmet Akif okurken diğer taraftan Jules Verne gibi macera ve bilim kurgu ile dünyaya bakışını farklı ve meraklı bir çocuk ekseninde geliştirir. Bu nedenle çocukluğundan itibaren hep astronot olma merakı dikkati çeker. Henüz ortaokulda iken kaleme aldığı “Merih’e Seyahat” adlı roman ‘meraklı ve zeki’ çocuğun işaretleridir. Bu farklılığı, hiç eksilmeden, ölümüne kadar devam eder. Şair Attilâ İlhan Attilâ İlhan’ı ortalama okuyucular öncelikle şairliği çevresinde tanır ve sever. İlk şiirini 1941’de yayımlayan Attilâ İlhan’ın şiir serüveni, 50 yılı aşkın süre içerisinde farklı arayışlar
çerçevesinde gelişir. Bu gelişme çizgisinin birinci aşaması 1941 ilâ 1954 arasıdır. Yani Duvar’ın oluşumundan Sisler Bulvarı’na kadar olan dönemdir. İkincisi, Sisler Bulvarı ile Yasak Sevişmek (1955-1968) arasıdır. Yasak Sevişmek’ten ölüm tarihi 2005’e kadar yazdıkları da şiirinin üçüncü aşamasıdır. Duvar’ı oluşturan şiirlerin kaleme alınmaları ile Sisler Bulvarı’nın yayınlandığı, daha doğrusu sosyal realizm düşüncesinin ortaya konduğu dönemde Attilâ İlhan; toplumsal mesajda heyecanı ön plana çıkaran bir şairdir. Yani estetik tavır heyecanla şekillenmiştir. Duvar’daki Gavurdağları’ndan Rivayet bölümünde, memleketimizin bir bölgesindeki bağımsızlık mücadelesi, o bölge insanının gerçekliği gözler önüne serilerek destanlaştırılmıştır. Yine bir destan denemesi olan Şafak Vakti Dünya’da ise, “ben”in toplumcu kimliği heyecanıyla ve duyumlarıyla birleşerek destanı yapar. Hürriyet Yürüyor, Karanlıkta Kaynak Yapan Adam ve Harb Kaldırımında Aşk bölümlerinde; toplumcu gerçekçi çizgi «ben”in düşünceleri çevresinde verilir. Ön planda «ben” değil, “ben”in düşünceleri çevresinde dile getirilen toplumsal mesajlardır. Fakat toplumsal mesajların sunulmasında, toplumcu gerçekçi şiir anlayışına uygun olarak şiirsel olandan vazgeçilmemiştir. Halk şiiri kaynaklarından yararlanma ve mesajı bu anlatımla ahenkli kılma arzusu da bu dönem şiirlerinin ortak özelliğidir. Duvar’daki şiirlerde, toplumcu düşüncelerin estetik süzgeçten geçirilerek sunulmasında bilinçli bir tercihin varlığını iddia etmek oldukça zordur. Denilebilir ki Attilâ İlhan, biraz etkisi altında kaldığı şairlerin, biraz da sezgilerinin yardımıyla bu çizgiyi yakalamıştır. Bu toplumcu çizgi Sisler Bulvarı’nın Yeraltı Ordusu, Bursa’dan Yaylımateş, Barakmuslu Mezarlığı; Yağmur Kaçağı’nın Acı Ninni bölümlerine kadar sürer. Adı geçen bölümlerdeki şiirlerde, halk şiiri kaynaklarından yararlanma, köy hayatı, “ben”e ait heyecan ve toplumsal mesajların ön plana çıkması, bizi bu bağlantıyı kurmaya yöneltmiştir. Ben Sana Mecburum’un Memleket Havası şiirleri de, Anadolu gerçeğine temas etmesi, halk şiiri kaynaklarına başvurması ve Anadolu’dan insan manzaralarını sunması bakımından Gavurdağları’ndan Rivayet bölümüne bağlanabilir.

Attilâ İlhan, bu dönemde kaleme aldığı, özellikle halk edebiyatı etkisinin belirginleştiği şiirlerde, anlattığı konuya uygun bir anlatım tarzını seçer. Şiire konu seçtiği insanı; dili, zevkleri ve yaşama tarzları ile birlikte ele alır. Şiirde köy insanı veya köy hayatı anlatıyorsa, o konuya uygun bölge ağzını kullanır. Toplumcu gerçekçi şiir anlayışı, Sisler Bulvarı ile birlikte değişik bir yapıya kavuşur. Attilâ İlhan’ın kendine has şiir çizgisi de böylece ortaya çıkmış olur. Sisler Bulvarı ile Yasak Sevişmek çizgisinde büyük şehir yaşantısı içerisindeki ferdin aşkları, isyanları, toplumcu mücadeleden ve büyük şehir hayatının karanlık yaşayışından kaynaklanan gerilimleri söz konusudur. Bu dönemdeki şiirlerde, daha doğrusu “ben”in ön planda olduğu şiirlerde, toplumcu gerçekçi düşünce, imgeler yumağı içerisinde, ferdin yaşadıklarının arkasında sezdirilir. Yani bu defa estetik süzgeç “ben”dir. Bu safhanın ilk şiirleri Sisler Bulvarı’nın Başka Yerde Olmak ve Kaptan bölümlerindedir. Yağmur Kaçağı’nda bu çizgiyi Fabrika Durağı ve Bulvardia bölümleri devam ettirir. Aynı çizgi, Ben Sana Mecburum’un Askıda Yaşamak ve Tension a Smyrne’de şiir bölümlerinde büyük şehir hayatının (İstanbul ve İzmir)
sunduğu gerilim “ben”in yaşadıkları çevresinde estetik süzgeçten geçirilerek yansıtılır. Belâ Çiçeği›nin, Türkiye’nin eğlence merkezi Beyoğlu’nun şiir formu içerisinde bütün gerçekliğiyle dikkatlere sunulduğu Belâ Çiçeği ve Cinnet Çarşısı bölümlerinde de yine “ben” vardır. XX. yüzyıl insanının büyük şehirde yaşadıklarıyla birlikte. 1968 sonrasında Attilâ İlhan, şirini form ve söyleyiş çerçevesinde yeni arayışlarla kaleme alır. Artık duygu yoğunluğunun yerini sanat hünerleri, şairlik yetenekleri almaya başlamıştır. Bir tarafta hatıraları, geçmişte yaşanan tutuklanmaları, gerilimleri gözden geçirme, böylece toplumsal problemleri sezdirme; bir tarafta insan hayatını ve tabiatı sorgulama, hayatın anlamını araştırma söz konusudur. Yine bu dönem şiirlerinde cinselliği ‘bireysel diyalektik’in bir parçası sayma ve cinsel çelişkileri konu almak ile tarihin yeniden yorumlanması demek olan tarihsel dönemlerin şiir sentezi içerisinde sunma gayretleri dikkati çeker. Ayrıca gazeteciliğin verdiği tecrübeyle şiire, teleks haberlerinin faklı yapısını (Tutuklunun Günlüğü-Teleks) katmıştır. Attilâ İlhan Tutuklunun Günlü
ğü’ndeki Zincirleme Rubailer ile tabiatı ve zamanı yorumlamaya, insanın tabiat içerisindeki yerini araştırmaya başlar. Bu, ölüme yaklaşmış veya ölümü hissetmeye başlamış “ben”in, kendini yeniden tanımlaması ya da metafiziğin “ben”i etkisi altına alması şeklinde yorumlanabilir. Aynı şiir damarını Böyle Bir Sevmek’te Gözlüklü Hamdi’nin Notları, Elde Var Hüzün’de Rubaiyat, Korkunun Krallığı’nda Yalnızgezerin Notları, hattâ Ayrılık Sevdâya Dâhil’in Şairin Not Defteri bölümlerinde izlemek mümkündür. Bunlara divan şiiri etkisiyle yazılmış Elde Var Hüzün, Korkunun Krallığı ve Ayrılık Sevdâya Dâhil’de bulunan Serbest Gazeller adlı bölümleri de ekleyebiliriz. Attilâ İlhan’ın şiirlerindeki önemli bir farklılık da tarihsel dönemlerin şiir formu içerisinde yeniden yorumlanmasıdır. Bu tarz şiirlerin ilkini Gavurdağları’ndan Rivayet olarak kabul edebiliriz. İkinci Dünya Savaşı destanı olma gayesiyle kaleme alınmış olan Şafak Vakti Dünya ve onun devamı olan Yeraltı Ordusu’nda; duyumlar çevresinde, İkinci Dünya Savaşı’nın insanlarda meydana getirdiği çöküntü sezdirilir. Ben Sana Mecburum’un Cehennem Dairesi bölümünde ise çağrışımlar vasıta sıyla tarihsel gezinti; Yasak Sevişmek’in Şehnâz Faslı bölümündeki Eski Rumeli, Hasköy Bahriye Kahvesi, Bir Özge Muammer Bey serilerinde, Türk milletinin Balkan Savaşı yıllarından itibaren yaşadığı acılı dönem işlenmiştir. Yasak Sevişmek’teki Ç Koçaklaması da, Türk tarihinin belirli dönemlerini, o dönemlere uygun nazım şekilleri içerisinde konu almaktadır. Elde Var Hüzün’ün Drang Nach Osten, Ayrılık Sevdâya Dâhil’in O Hangi Zamandı şiirlerinde de Türk ve Dünya tarihinin (Rusya – Sultan Galiyev) çeşitli dönemleri gözden geçirilir ve yeniden yorumlanır. Attilâ İlhan, Ben Sana Mecburum’un Cehennem Dairesi bölümüyle başlayan, divan şiiri kaynaklarından nazım şekli ve ses açısından yararlanma işini son şiir kitabı Kimi Sevsem Sensin’e dek sürdürür. Divan şiirine ait ilk önemli denemeler Belâ Çiçeği›nin Mahur Sevişmek adlı bölümündedir. Yasak Sevişmek’le birlikte şarkı, kaside ve gazel formlarından yararlanmalar dikkati çeker. Bu nazım şekillerinin seçilmesinde, hem konunun tarihin belli bir dönemini ele almasının
hem de şiirde mesajın gizlenmesinin payı vardır. Divan şiiri kaynaklarından yararlanma, Elde Var Hüzün’le birlikte kesik mısralı yapı içerisinde gerçekleştirilir. Kesik mısralı şiirlerin şekli üzerinde yapılacak düzenlemelerle, divan edebiyatına ait formlara ulaşılması da dikkat çekicidir. Şiirinde çok boyutlu arayışlara yönelen Attilâ İlhan; şiirsel zenginliği, hem dil, hem de imge seviyesinde kendi sistemi içerisinde oluşturabilmiş nadir şairlerdendir. Romancı Attilâ İlhan Attilâ İlhan’ın ilk romanları Sokaktaki Adam ve Zenciler Birbirine Benzemez; Kaptan, Başka Yerde Olmak, Fabrika Durağı, Askıda Yaşamak şiirlerindeki “ben’in roman kahramanı (Hasan – Mehmet Ali) olarak düzenlenmiş hâlidir denilebilir. Korku, arayış ve gerilim içerisindeki insanın İstanbul – Paris ikileminde yaşadığı imkânsız aşkların ve maceraların yansıması. Cinayet, gazetecilik ve aydın probleminin Mahmut Ersoy ve Gazeteci Ümit gibi roman kahramanları çevresinde kurgulandığı Kurtlar Sofrası; iktisadî hayatın, eğlence ve düşünce dünyasının karşı karşıya getirildiği bir çerçevedir. Bu roman, Attilâ İlhan ile bütünleşecek Aynanın İçindekiler’e zemin hazırlaması bakımından son derece önemlidir.
Aynanın İçindekiler roman dizisinde Türkiye’nin 20. yüzyıldaki toplumsaltarihsel macerası sorgulanır. Bu roman dizisindeki kahramanların bir kısmı dizi boyunca varlığını devam ettiririr. Demir, Ferit, Gazeteci Ümit, Suat gibi. Bu roman dizisini oluşturan altı kitap, yakın tarihimizin 1906–1960 yılları arasında kalan dönemindeki olayları konu edinir.
İlk roman Bıçağın Ucu’nda Demokrat Parti-Menderes Dönemi; intihar girişiminde bulunan Suat-Yüzbaşı Demir ve Miralay Ferit çevresinde anlatılır. Sırtlan Payı’nda, Mütareke ve Kurtuluş Savaşı yılları ile 27 Mayıs Devrimi’nin hemen sonrasındaki dönem vardır. Döneme Miralay Ferit’in anıları hareket noktası alınarak girilir. 1919 Mayıs’ından 1960 Ağustos’una kadar. Bir askerin yaklaşık Türkiye’nin kırk yılına ait sorgulamaları da diyebiliriz romanda anlatılanlara.

Yaraya Tuz Basmak’ta, Kore savaşı ve Nato’ya girişimiz ile 27 Mayıs 1960 sonrasındaki kadro meselesi işlenmiştir. Yassıada duruşmaları, ihtilal sonrası askerî çevrelerde yaşananlar, Binbaşı Demir ekseninde okuyucuya aktarılır. Dersaadet’te Sabah Ezanları romanında ise Münif Sabri – Neveser ve Bacaksız Abdi tipleri çevresinde, İttihat ve Terakki öncesi ve sonrasındaki oluşumlar, Anadolu’da filizlenen Milli Mücadele dönemine kadar gelir. Burada ezan sesinin Milli Mücadeledeki simgesel rolü, inançla şekillenmiş bir kurtuluşun hikâyesini naklettiğinin göstergesidir. O Karanlıkta Biz romanında; II. Dünya Savaşı’nın dışında kalmak isteyen Türkiye’nin bu uğurda harcadığı çaba ve izlediği denge politikası anlatılır. Dersaadet’te Sabah Ezanları’ndaki kimi kişilerin (Ahmet Ziya, Mizrahiler) varlıklarını sürdürdüğü bu romanda “Donanma Olayı” ve “Karartma Geceleri” gibi bir döneme damga vuran siyasal ayrıntıların işlendiğini de görmekteyiz. Aynanın İçindekiler serisinin son romanı olan Reis Paşa – Allah’ın Süngüleri, “İstanbul’daki ezan sesi”nin Anadolu’ya dalga dalga gelişidir. Roman, Milli Mücadele’de Gazi Mustafa Kemal’in verdiği mücadeleyi konu alır.
Attilâ İlhan’ın diğer iki romanından Fena Halde Leman’da, Leman Korkut’un İzmirli sermaye sahipleriyle ilişkileri ve lezbiyenlik meselesi; Haco Hanım Vay’da ise Şam Defterdarı Feridun Hakkı’nın eşi Haco Hanım’ın yine eşcinsel ilişkileri ele alınır. Attilâ İlhan bu iki romanında kurguladığı problemleri Hangi Seks ve Yanlış Kadınlar Yanlış Erkekler araştırma kitaplarında ayrıntılı olarak araştırmacı kimliğini de ispatlayarak dile getirmektedir. Düşünce Adamı Attilâ İlhan Attilâ İlhan, kültürün bir milletin varlığındaki önemini ve hassasiyetini 1951 yılında Fransa’da görmüş ve bunu “Türk şiirinin bileşenleri arama” yolunda çabalarıyla kendisine dert edinmiş bir aydındır. Kültür tanımını “evrensel” ve “ulusal” başlıkları üzerinden yapar. Evrensel kültürü “Yahudi/Hristiyan tabanlı batılı emperyalizmin, dünyaya evrensel diye cebren ve hile ile kabul ettirmeye uğ
raştığı, Yunan/Latin kökenli batı kültürü-kendi kültürü” (Ulusal Kültür Savaşı, İstanbul 1986, s.11) olarak değerlendirir. Kültür emperyalizminin işte bu noktadan başladığını belirtir. Attilâ İlhan Batı toplumlarının medeniyet adı altında kendi kültürlerini Osmanlı toprağına taşıdığını, böylece etki altına aldıkları milleti, kendine özgü geçmiş değerlerinden uzaklaştırdığını açıklar. Batı’nın, Yahudi/Hristiyan tabanlı kültür dairelerinin etkisi altına girmeyecek toplumların da ulusal kültür bileşimini gerçekleştirmelerini engelleme politikasından söz eder. Bunu da “ulusal nüfuz politikası” ve “emperyalist yayılma planları” (s.13) için zorunlu gördükleri düşüncesindedir. Attilâ İlhan, asıl tehlikenin kültürel aşamadan sonra gerçekleştiğini bildirir. Batılı emperyalizmin ikinci işi bir “işbirlikçi” kesim oluşturmaktır. Emperyalizmin etkisi altına giren ülkelerde yaptıkları ikinci iş, isteklerinin gerçekleştirilebilmesinde kendilerine yardımcı olabilecek bir “işbirlikçi” kesimi oluşturmaktır. Emperyalizmin girdiği ülkelerde “işbirlikçi” kesimin iki katmandan, burjuva ve aydından oluştuğu düşüncesinde olan İlhan, bu işbirlikçilerin kültürel bileşimini gerçekleştirememiş ülkelerde hazır olduğunu da belirtir. (Geniş bilgi için bakınız: Ulusal Kültür Sentezi, İstanbul 1986). Attilâ İlhan, “Hangi” serisi kitaplarında muhafakâr düşüncenin, ülkemizdeki solun, batı algısının ve batı gerçeklerinin, küreselleşmenin boyutlarında farkındalıklarını, araştırmalarını ve sezgilerini ortaya koyar. Adı geçen kavramların ve düşünce hareketlerinin en ihtişamlı zamanlarında yapılan eleştiriler ve uyarılar; yıllar sonra “şair”in haklılığını ortaya koymuştur. O; İnce bir seziş, zekice bir bakış ve dikkatli bir muhakeme ile tarih ile hâl arasında kurulan irtibatlarla yaşadığı zaman dilimine bakmış ve hep haklı çıkmıştır. Attilâ İlhan’a tekrar tekrar dönüşün temelinde bu ince sezgi yeteneğinin bulunduğunu düşünüyorum.

Yazarlar