Prof. Dr. Nevzat Özkan ile söyleşi:

Şub 28, 2016 Yazan

DSCF1506

“En önemli ortak değerimiz dilimiz”

Söyleşi:

Yeni Ufuklar – Hocam, Yeni Ufuklar Derneği tarafından her yıl düzenlenen “Türk Kültürüne Hizmet Ödülleri”nin birisi de bu yıl size verildi. Öncelikle sizi tebrik ediyoruz. Bu konudaki duygularınızı alarak başlayabilir miyiz?

-Tabii ki, ödül almak güzel. Yeni Ufuklar Derneği yöneticilerine teşekkür ederim. Ödülün adı da çok önemli, Türk Kültürüne Hizmet Ödülü. Ömrümüz milletimizin diline, edebiyatına, kültürüne hizmet etme çabası içinde geçti. Biz kendimize göre bir şeyler yapmaya çalıştık. Ancak bunun birileri tarafından fark edilip ödüle değer bulunması mutluluk verici. 5 yıldır bu ödülün verildiği törenlere katıldım. Ödüle lâyık görülen kişilerin büyük bölümünü de yakından tanırım. Hepsi de işinin erbabı, başarılı insanlardı. Bazıları bugün aramızda yok. Cümlesine Allah rahmet eylesin. Böylesine değerli bilim, kültür, sanat adamları ile aynı ödülü almak mutluluk verici.

– Prof. Dr. Nevzat Özkan kimdir? Kısaca özgeçmişinizi paylaşabilir misiniz?

-1961 yılında Yozgat’ın Büyükkışla kasabasında doğdum. İlk ve orta öğrenimimi doğduğum yerde tamamladım. Liseyi Kayseri Lisesi’nde okudum. Erzurum Atatürk Üniversitesi Kazım Karabekir Yüksek Öğretmen Okulu’ndan mezun oldun. 1982-1992 yılları arasında öğretmenlik yaptım. 1992 yılından beri de Erciyes Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde çalışıyorum. Yüksek Lisans ve doktora öğrenimimi Prof. Dr. Tuncer Gülensoy’un danışmanlığında Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde tamamladım. Yüksek Lisans tezim Yarkend Ağzı, doktora tezim Gagavuz Türkçesi Grameri. Bugüne kadar dokuz kitabım yayımlandı. Çok sayıda yayımlanmış bildiri ve makalem var. Ayrıca güncel sosyal ve kültürel konularla ilgilenmeye çalışırım. Bu alanlarda da yazılar yazdım. Evliyim, üç çocuğum ve iki torunum var.

– Tarihî ve çağdaş Türk diliyle ilgili çeşitli çalışmalar yaptınız. Bizim en çok dikkatimizi çeken Türk dünyasıyla ilgili olanları… Türk Dilinin Yurtları adlı kitabınızda dünya Türklüğü hakkında bilgiler verdiniz. Sorumuz şu olacak. Dünyadaki Türklerin sayısıyla ilgili çok çeşitli rakamlar veriliyor. 200 milyon, 250 milyon hatta 300 milyon diyenler bile var… Sizin araştırmalarınızda çıkan sonuçları verebilir misiniz?

-Nüfus konusundaki bu tutarsız rakamların sebebi, pek çok ülkenin kendi nüfusuyla ilgili net bilgiler vermemesi, nüfus sayımlarının güvenilirlikten uzak olması. Ancak bizde de olanı fazla abartma eğilimi var. Bu konuda yaptığım en son tespitler Türk dünyasının toplam nüfusunun 200 milyona yakın olduğu yolunda. Belirsiz rakamlar Doğu Türkistan, İran, Irak, Suriye, Afganistan gibi ülkelerden kaynaklanıyor. Bunların büyük bölümünde düzenli nüfus sayımı yok, olanlarda da Türk nüfusunu saklama veya yok sayma eğilimi var.

– Demek ki, dünyada 200 milyon Türk yaşıyor. Ayrıca Türk dünyası çok geniş bir coğrafyaya yayılmış. Türk lehçelerinin bazılarının konuşurlarının sayısı oldukça az… Unesco 21. yüzyılın sonunda bazı Türk lehçelerinin öleceğini söylüyor. Sizin bu konudaki görüşlerinizi alabilir miyiz?

-Evet maalesef Güney Sibirya Türk lehçeleri, özellikle Hakas ve Şor Türkçesi, Doğu Avrupa’da Karay Türkçesi, Kırım’daki Kırımçak Türkçesi, Karadeniz’in kuzeyine yayılmış olan Urumların kullandığı ağız, Çin’de Fu-yu Kırgız Türkçesi, Sarı Uygur Türkçesi, Salar Türkçesi, İran’daki Halaç Türkçesi ve diğer ağızlar ciddi tehdit altında. Yakın bir gelecekte bu Türk dili alanları kaybolabilir. Ayrıca orta vadede yok olma tehlikesiyle yüz yüze olan daha fazla Türk dili alanı var. Mesela başta Almanya olmak üzere Avrupa’da göçmen işçi olarak yaşayan Türk ailelerin çocukları Türkçeyi yeterince öğrenemeden hayata atılıyor. Orada bile beklemediğimiz ciddi dil ölümlerine ve kimlik kayıplarına maruz kalabiliriz.

-Ölümcül Türk lehçelerinden bahsettiniz. Belli ki bunlar yakın zamanda yok olacaklar. Bir de orta vadede öleceği düşünülen lehçelerimiz var, Gagauzca, Kırım Tatarcası gibi. Bunların ölmemesi, yok olmaması için ne yapmalıyız?

-Ölme sürecine girmiş dillerle ilgili yapacak bir şey yok. Çünkü dil ölümü, o dilin sahibi olan toplumun anadilini terk etmesi, hayatına soktuğu bir başka dili kendi diline tercih etmesi demek. Bu bazen zorunluluktan, bazen nüfus azlığından, bazen de asimilasyondan kaynaklanıyor. Bu sosyal ve siyasal şartlar değişmeden dilin korunması veya ömrünün uzatılması mümkün değil. Unesco gibi kurumlar veya uluslararası kuruluşlar sadece durum tespiti yapıyor. Yoksa onların da fiilî olarak duruma müdahil olması söz konusu değil. Türkologların kaybolan veya kaybolmaya yüz tutmuş Türk lehçeleri ile ilgili yapacakları tek şey, dil ölümü gerçekleşmeden sahadan ses kayıtları almak ve olabildiğince kapsamlı çalışmalarla bu metinleri incelemeye tâbi tutmak ve yayımlamaktır. Böylece bugünün dil durumunu yarınki nesiller için kayıt altına alabiliriz. Unutmayalım, yüzlerce yıl hâkimi olduğumuz, devletler kurduğumuz Hindistan, Mısır gibi ülkelerde bugün Türkçe tamamen unutulmuştur. Bugün bir Mısır veya Hindistan Türkçesinden söz etmek mümkün değil. Yarın da başka yerler için benzer durumlarla karşılaşmamız kuvvetle muhtemel. Çünkü Türkçenin sahadaki rakipleri çok dişli ve güçlü. Türkçe şu anda Rusça, İngilizce, Farsça, Çince, Arapça gibi çok etkin din, kültür ve devlet dilleriyle rekabet ediyor. Gelelim bu konuda devletimize ve resmî makamlara düşen görevlere. Elimizde dünyanın her kıtasına ulaşabilecek uydu üzerinden yayın yapan televizyon kanalları var. Bu kanallarda kaybolan Türk lehçeleri öğretilebilir. Ayrıca müzik, folklor ve kültür programlarıyla dille birlikte gelenek ve görenekler de yaşatılabilir. Belgesellerin, filmlerin, dizilerin, müziğin kısacası popüler kültürün hayatımızdaki yer giderek artıyor. Bu araçlar kullanılarak farkındalık yaratılabilir, gündem oluşturulabilir. İnsanları uyarmak ve bilgilendirmek çok önemli.
– Türk dünyasının ortak kültürel değerlerinden bahsedebilir misiniz?

-Bizim en önemli ortak değerimiz dilimiz, Türkçe’miz. Tabii buna bağlı olarak bir diğer ortak değerimiz sözlü kültürümüz, türkümüz, destanımız, masalımız, büyük yazar ve düşünürlerimiz, yani edebiyatımız. Kimi zaman kavgayla, kimi zaman kardeşlikle geçen bir ortak tarihimiz var. Ancak tarihe bakış açısı çok önemli. Özellikle tarihimizin bir dönemini bir diğer dönemiyle, bir kahramanını veya hükümdarını bir diğeriyle kavga ettirmekten vazgeçmeliyiz. Mesela şu meşhur Cumhuriyet dönemini Osmanlı dönemiyle yarıştırmaktan; Yavuz’u Şah İsmail’le, Timur’u Yıldırım’la yeniden savaştırmaktan kaçınmalıyız. Söz konusu dönemin şartları içinde olup bitmiş olaylardan bugüne anlaşmazlık ve ihtilaf konusu üretmekten uzak durmalıyız. Zaten bugünün yeterince sorunu var. Biz geçmişimizi eğrisiyle doğrusuyla öğrenmeli ve bu bilgileri bugünümüzü daha güzel hale getirmek için kullanmalıyız. Çağımızın dayattığı sorunların çözümüne öncelik vermeliyiz. Bilimi, kültürü, iş ve güç birliğini ön plana çıkarmalıyız. Bir diğer önemli ortak değerimiz dindir. Dünyada bizim kadar aynı dinî inançta birleşen başka bir büyük millet daha yoktur. Mesela Çin’de, Hindistan’da, İran’da hatta Arap dünyasında tek bir dinî inançta birleşme oranı bizimki kadar yüksek değildir. Bugün Türklerin % 95’ten fazlası Müslüman. Geriye kalanların 2,5 milyon kadarı Ortodoks Hristiyan. Bundan çok daha az miktar ve oranlarda Budist, Musevi ve Eski Türk dinine bağlı topluluklar bulunmaktadır. Bu durum bizim açımızdan birleştirici bir unsurdur. Ancak bugün, özellikle Ortadoğu’da, besmele çekerek kurşun atanların hedefinde kelime-i şahadet getirerek ölen on binlerce insan var. İşte bu sebeple mezhep ve din kavgalarından uzak durmaya, inancın ferdîliğini, kültürün ortaklığını ön plana çıkaran bir politika ve yaklaşıma ihtiyacımız var. Yakın tarihte yaşanmış çok derin ortak acılarımız bulunuyor. Unutmayalım insanları ortak zaferler kadar ortak acılar da birleştirir. Balkan faciası ve arkasından gelen göç dalgaları, Kırım’ın işgali ve adım adım gelen katliamlar, sürgünler. Millî Mücadelemiz, Orta Asya’dan Anadolu’ya, Kafkaslar’dan Balkanlar’a uzanan dostluk ve kardeşlik hikâyeleri. Türkiye’nin bağımsızlığını kazandığını gören Enver Paşa’nın Türkistan’daki Basmacılık hareketine katılması ve Tacikistan’da çarpışırken şehit olması. Nuri Paşa’nın Kafkas Orduları komutan olarak Demokratik Azerbaycan’ın temeline koyduğu kardeşlik harcı. Reşit Rahmeti Arat, Zeki Velidi Togan, Ahmet Caferoğlu, Sadri Maksudi Arsal, Hüseyinzade Ali Bey gibi Türk dünyası bilim ve devlet adamlarının Türkiye’ye kattığı zenginlikler. Daha bunun gibi yüzlerce göğüs kabartıcı, gurur verici örnek var. Bir olmamız için sebep çok. Yeter ki birliğe niyetlenerek yola çıkalım.

– Bu değerlerin tanınması için neler yapılabilir? Devletimize veya şahsi olarak bizlere düşen görevler nelerdir? Türklüğün ortak değerlerini tanımamız için bir kültür politikamız var mı?

-Kültür politikaları çok önemli. Türk cumhuriyetlerinin ve akraba toplulukların ilişkilerini düzenleyen onlarca resmî ve sivil toplum kuruluşu var. Ancak ilişkilerin geliştirilmesi için somut adımlar atılması gerekiyor artık. İş birliği, güç birliği ve ortak projeler devreye girmeli. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ve Türk cumhuriyetlerinin bağımsızlığına kavuşmasının üzerinden çeyrek asır geçti. Daha bir ortak Türkçe inşa edemedik. Ortak bir alfabemiz yok. Hep birlikte izlediğimiz ortak bir haber kanalımız, ülkelerimizin her türlü zenginliğini ortaya koyan kültür ve eğlence programlarımız yok. Ortak bir edebiyat alanı geliştiremedik. Daha önemlisi bir ekonomik işbirliği teşkilatı kuramadık. Ülkelerimize pasaportla ve bin bir zahmetle girip çıkıyoruz. Mesela Türkistan’ın en önemli ülkesi olan Özbekistan, Türk dünyasının geri kalanına özellikle Türkiye’ye küs gibi davranıyor. Bu sorunun ortadan kaldırılması için adım atılması lâzım artık. Proje çok, ama hayata geçirilebileni az. Bir ortak tarih kitabı yazmaktan, Türkiye Türkçesinin ortak dil olarak okullarda öğretilmesinden çok söz edildi. Ancak hiçbiri hayata geçirilemedi. Türkiye’nin Rusya ile enerji alanında iş birliğine gitmesi, Afrika’ya açılması güzel de, bunların hiçbiri Türk dünyasını görmezden gelmeye veya unutmaya değecek işler değil. Bu tür ilişkilerde bazen bir sinek vızıltısı, bazen bir top gümbürtüsü her şeyi alt üst edebilir, etti de nitekim. Bizim bundan sonraki yüzyıllarda birlikte yaşayacağımız bir ortak dünyaya yönelik adımlara ihtiyacımız var. Böyle bakarsak bazı şeyleri daha iyi ayırt edebiliriz sanırım.

– Siz doktorada Gagauz Türkçesinin grameri üzerine çalıştınız. Türk lehçeleri üzerinde yapılan çalışmaları yeterli buluyor musunuz? Daha neler yapılabilir?

-Temel konuların büyük ölçüde halledildiğini söyleyebiliriz. Yani bugün artık tüm Türk lehçeleri ile ilgili gramer ve sözlük türü çalışmalar mevcut. Edebiyat antolojileri yayımlandı. Ancak karşılıklı bağlantıları kuracak, dil ve kültür birliğine temel teşkil edecek çalışmalar henüz ortaya çıkmadı. Bir de bizim bu çalışmaları toplumun dikkatine sunma konusunda sıkıntılarımız var. Türkiye’de yapılan çalışmalar kamuoyumuzun ilgisi ve bilgisi dışında kalıyor. Ayrıca öbür Türk cumhuriyetleriyle de özellikle Türkoloji alanında yeterli iş birliği yok. Hâlâ kitaplarımız, makalelerimiz Türk dünyasının pek çok ülke ve bölgesine ulaşmıyor. Oralarda yapılan çalışmaların çoğu da maalesef bize gelmiyor. Çalışma yöntemlerimizi de gözden geçirmek zorundayız. Karşılaştırmalı çalışmalara ve ortak projelere ihtiyacımız var. Dil bilimi yöntemlerini yeterince kullanmıyoruz. Çalışmaların çoğu metin neşrinden ibaret. Bunların yorumlanması, derinlemesine inceleme ve araştırma konusu yapılması gerekiyor.

– Türk dünyasının geleceğini nasıl görüyorsunuz? Umutlu olmamız için yeterince sebep var mı?

-Ben hep umutlu olmak gerektiğini düşünüyorum. Bizim üniversite yıllarımızda, biz otuz yaşına varınca ortaya yedi Türk cumhuriyetinin çıkacağını söyleselerdi inanır mıydık? Gelecek daha çok güzelliğe gebe. Yeter ki biz zamanın ruhunu iyi okuyalım. Etrafımızda olup bitenleri iyi izleyelim, doğru tahlil edelim. Yerinde ve isabetli adımlar atalım. Aklın, bilimin yolundan ayrılmayalım. Daha çok çalışalım. Ülkelerimizi ve insanlarımızı zenginleştirelim. Basit günlük siyasi oyunlardan uzak duralım. Allah bize yardım ediyor. Biz bugün sahip olduğumuz nimetleri har vurup harman savurmazsak bütün milletimizi güzel bir gelecek bekliyor. Biz kendimizi bu geleceğin inşasına katkıda bulunabilecek bilgi ve beceriye ulaştırmakla yükümlüyüz, inanın arkası gelecektir. -Başka söylemek istediğiniz bir şey var mı?

-Teşekkür ederim.  Yeni Ufuklar Derneği’ne ve dergisine başarılar ve kolaylıklar diliyorum. Yolunuz bahtınız açık olsun.

nevzat özkan

Prof. Dr. Nevzat Özkan,

1961 yılında Yozgat’a bağlı Büyükkışla kasabasında doğdu. İlk ve orta okulu doğduğu yerde, liseyi Kayseri Lisesi’nde bitirdi. 1982 yılında Kazım Karabekir Yüksek Öğretmen Okulu Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun oldu. 10 yıl Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okullarda edebiyat öğretmenliği yaptı. 1988 yılında Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde yüksek lisans eğitimine başladı, 1990 yılında Yarkend Ağzı adlı teziyle bilim uzmanı oldu. Aynı yerde 1990 yılında başladığı doktora öğrenimini 1993 yılında Gagavuz Türkçesi Grameri adlı teziyle tamamladı. 1992 yılından beri Erciyes Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde çalışmaktadır. 1994 yılında yardımcı doçent, 1997 yılında doçent, 2003 yılında profesör oldu. Prof. Dr. Nevzat Özkan, Türk dili, Türk dünyası, Türk kültürü ve edebiyatı ile ilgili çok sayıda yayımlanmış makale ile ulusal ve uluslararası bilimsel toplantılarda sunduğu bildirisi bulunmaktadır. Yayımlanmış kitaplarından bazıları şunlardır: Gagavuz Türkçesi Grameri (1996), Türk Dünyası Nüfus Sosyal Yapı Dil Edebiyat (1997), Aziz Mahmut Hüdayî Türkçe ve Arapça Tarîkatnâme (1998), Ahmet Cevdet Paşa-Fuat Paşa, Kavâ’id-i Osmaniyye (2000), Ahmet Cevdet Paşa, Medhal-i Kavâ’id (2000), Türk Dilinin Yurtları (2002), Gagavuz Destanları (2007), Adam Var Alemden Öte (2015).

 

Haber