Cem SÖKMEN ”Emir KALKAN’ın ardından…”

Eyl 23, 2015 Yazan

EMİR KALKAN: “Rahmet o mamureyi aziz kılan erlere”

emir kalkan,

Emir Kalkan’ı pek çok okuyucusu gibi “Kanatsız Kuşlar Şehri”yle tanıdım. “Emir Kalkan olmasaydı Cemil Emmi’yi nasıl tanıyacaktım” diye diye kitabı bitirmiştim. Daha sonra 2009’da Ötüken Neşriyat’ta çalışmaya başlayınca yayıncısı olarak daha yakından tanıma imkânı buldum. Emir Kalkan’ın 2002’de “Kanatsız Kuşlar Şehri” ile başlayan Ötüken yazarlığı “Gül Ayinleri” (2003), “Hoşçakal Şehir” (2005), “Ha Bu Diyar” (2007), “Bu Taraf Anadolu” (2008), “Türk Düğünü” (2010), “Kayıp Yüzler (2010) ile devam etmişti. Bu eserleri ile tanınmış ve -2000’li yılların yazar/kitap/ekran/görsellik enflasyonuna rağmen- tatminkâr bir okuyucu tabakasını kendine bağlamışken hem “Afşar Ağıtları” hem de “20. Yüzyıl Türk Halk Şairleri” adlı çalışmalarının yayımlanması konusunda tereddüt gösteriyordu. Biz kitapların yayını için ısrar ederken o kendisini yayıncının yerine koyuyor ve “Yayınevine zararımız olmasın, bu kitapların satışından endişeliyim” diyordu. Bir süre sonra razı ettik ve bu eserler de son 3 yılın içinde yayımlanarak Emir Kalkan’ın külliyatına dâhil oldu. Rahmetli Nevzat Kösoğlu, “Büyük sözler söylemek ve büyük işlerle uğraşmak hevesi içinde, hayatımızın esasını, milli kültürümüzün güzelliklerini çiğneyip geçiyoruz. Milli kültür deyip, fethe çıkmış cengâverler edasıyla nutuk çekerken yahut yazarken, bizim olan, milli hayatımızı yapan o incelikler, güzellikler mahvolup gidiyor ve biz farkına bile varamıyor yahut umursamıyoruz.” diyordu. İşte Temmuz ayının son günlerinde kaybettiğimiz Emir Kalkan, Nevzat Kösoğlu’nun işaret ettiği inceliklerin, güzelliklerin peşinde bir ömür boyunca yürümüş bir isimdi. 1948’de Kayseri’de doğan Emir Kalkan, çoğu Kayseri ve yakın çevresinde geçen ama isimler ve şiveler değişince Türklerin yaşadığı bütün yerleri kapsayan hikâyeler yazdı, gündelik hayatımızın tarihine dair kayıtlar düştü.

Okuyucuya hissettiriyordu

Kemal Karpat’ın 1920’lerde Dobruca’da büyüdüğü evde okunan kitaplarla Emir Kalkan’ın büyüdüğü 1950’lerin Kayseri’sindeki köy evinde okunan/ dinlenen kitaplar aynıydı, Mehmed Niyazi’nin “Daha Dün Yaşadılar” romanında anlattığı 1950’lerin Akyazı’sı da benzer özellikleri taşıyordu. Demek ki Dündar Taşer boşuna demiyordu “Millet birbirinden haberi yokken de birbiri gibi olan varlıktır” diye… Emir Kalkan, Türk Halk Kültürünün son yüzyıllık kesitine sekiz hikâye ve iki araştırma kitabıyla katkıda bulundu. Kendi üslubunu inşa etti, zengin bir kelime kadrosu kullandı, yazdıklarındaki konu çeşitliliğiyle nadir rastlanan bir “gözlem kabiliyetine” sahip olduğunu gösterdi. Emir Kalkan “dinlemeyi” ve “anlamayı” şiar edinmiş müstesna bir zihni terkipti. Kahvehanelerde, çay bahçelerinde, köy odalarında dinleyerek, demleyerek sundu hikâyelerini… O çileli yüze yansıyan “duyarlılık” Türkiye’nin sıradan insanlarının sergilediği güzellikleri kaydetti. Okuyucuya hissettiriyordu Hemen her kitabında yoksulların yollarını çizen ayrıntılarla ne denli meşgul olduğunu gösteren örnekler vardı. “Onlarda kendimi görür, kendi geçmişimi bulur, onları izlerken çocukluğumun o çetin şartlar altındaki yoksulluklarla dolu günlerini yeniden yaşarım. Her biri aynı kaderi paylaştığımız ikiz kardeşlerimmiş gibi gelir bana” diyordu, onlardan birini; “Rüzgâr Hasan”ı anlatırken “Ha Bu Diyar”da… Garson Halil’in kızı Gülbahar’ın intikamı alan mahallenin köpeği Başkan’ı, Roman kızı Yeşimsu ve Aslan’ın mücadelesini ve ayrılığını, bileti olmayınca çekingenliğinden otobüse binemeyip soğukta yürüyen ve donarak ölen Muhammed’i, “Bayazıtoğlu”nda köyden Kayseri’ye elde avuçta hiçbir şey yokken göçen, bulduğu ilk işte kazandığıyla çocukları doydu mu gözlerin dolan babanın şahsında bu toprağın babalarının hikâyesini, Savaşın da düğünün de hakkını veren “Yalınayak Takımı”nı anlatırken ıstırabını, isyanını, itirazını hissettiriyordu okuyucusuna. Emir Kalkan ve onun gibilerin farklılığını ifade edebilmek için burada hemşehrisi ve birkaç yaş küçüğü Yağmur Tunalı’nın “Kavga Günleri”ndeki satırlarına başvuracağım: “Sözünü esirgemezler çıkardı.  Onlar köylerin, mahallelerin, kasabaların, şehirlerin vicdanı gibiydiler.  Yan gelip yatmaktan, devlet malına el sürmekten tutun da yapılmış, yanlış yapılmış, yapılmamış-edilmemiş, eksik kalmış her şeyi en vurucu sözlerle söylemek onların adetiydi.  Çekinmezlerdi.  Hakîkat namına konuşurlardı. Şimdi öylesi insanları çok azalan bir taşramız var maalesef.” Bugünün “Düzleşen Türkiye” manzarasında böyle insanları arıyoruz. Sahicilik ve yalınlık Yazının başında Cemil Emmi’den bahsetmiştim. Sadece Cemil Emmi’yi değil, özellikle 1950-1980 arasındaki Kayseri’nin ilginç insanlarını Emir Kalkan’ın kalemiyle tanıdık. “Gesi Bağları” türküsünün hikâyesiyle başlayan “Kanatsız Kuşlar Şehri” bir yandan Kıbrıs olaylarına tepkiyle yapılan mitingleriyle, yazlık sinemalarıyla, yerel gazetelerin fantastik yayınlarıyla 1960’lı yılların ortak gündemlerini işlerken bir yandan da, Sinema anonsu yapan Tellak Abidin’i, dertlere deva(!) ürünler satan Cilet Ali’yi, sadeliğin timsali Dokuz Ömer Emmi’yi, Kale esnafını, namaz aralarında kahvehanelerde sohbet eden “Güney Müftileri”ni anlatır bize. “Şimdi yerinde yeller esen” diye başlayan cümleleriyle, neredeyse tamamen kaybolmuş, çocukluğunun Kayseri’sine ait mekanları, sokakları, manzaraları yazıya döker. “Gün Batımı Kayseri” başlıklı yazısında “Bayazıtoğlu, Kamer Hatun, Ebe Hatun, Yeşim Su, Deli Gıyas, Deli Yusuf, Cemil Emmi, Ağa Dayı, Langırt Hayri, Bodos Ali, Kara Kemal, Üflek Ahmet… Bir zamanlar kente ruh veren, can veren, şimdi mazinin karanlığında unutulmuş namsız nişansız ölüler dikiliverir önünüze. Ve bu ışık selinin içinde kaybolup gitmiş bahtsız sevdalar, hüsran dolu aşklar, hor görülmüş yaşamlar, heba olmuş ömürler bir bir hücum ederler yüreğinize. Ve Anadolu’nun kalbine nakş ettikleri ağıtlarıyla, her biri bir kente bedel dağ yürekli kızlar; tek tek dirilip, tek tek dile gelip yeniden canlanır karşı- nızda. Ve nefesleri yeniden gezinir şehrin semalarında.” cümleleriyle anar gö- çenleri… Emir Kalkan eserleriyle sahicilik ve yalınlıkla kendine has üslubu oluşturabildi. Meraklarının peşinde yılmadan devam ederek sözlü kültürün ve toplumsal hafızanın yeni bir yorumcusu oldu. O artık “Vatandaş Vakfı”ndan müstesna dostlarının yanında. Belki Emir Kalkan’la beraber sohbet meclisini orada da kurdular. Bize kalansa onun yazıya geçirdiği, unutulmasına izin vermediği insanlar, meseleler ve yaşanmışlıklar üzerine tekrar tekrar düşünmek…

Cem SÖKMÖN / Kırklareli Üniversitesi, Sosyal Bilimler Meslek Yüksek Okulu, öğretim görevlisi.

 

 

Yazarlar